İçeriğe geç
  • Dolar 49,4313 ▲ %0,04
  • Euro 55,2967 ▲ %0,18
  • Sterlin 65,4444 ▲ %0,32
  • Gram Altın 6.522,54 ▲ %0,03
  • Çeyrek Altın 10.638,21 • %0,00
  • Gümüş 88,40 ▼ %0,01
  • Bitcoin 4.032.830 ▼ %2,03
  • BIST 100 12.118,29 ▼ %1,08

Ekoloji

Çatalca'da 100 dönümde onarıcı tarım yapan Bektaş çifti doğayla uyumlu üretiyor

Çatalca'da yaklaşık 100 dönümde onarıcı tarım yapan Bektaş çifti, toprağı ve suyu koruyup hayvancılığı tarıma entegre ederek doğayla uyumlu üretim yapıyor. Çift, hayvan gübresini komposta dönüştürüp yerli tohumlardan fide yetiştirerek temiz gıda üretmeyi hedefliyor.

İstanbul Çatalca'da yaklaşık 100 dönüm arazide onarıcı tarım yapan Merve ve Ahmet Bektaş çifti, toprağın canlılığını koruyarak, su kaynaklarını gözeterek ve hayvancılığı tarıma entegre ederek doğayla uyumlu üretim yapıyor.

Çocuklarının doğal ortamda büyümesi ve sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi hayaliyle İstanbul Çatalca'da 2012'de çiftlik kuran veteriner hekim Merve Bektaş ile elektronik ve haberleşme mühendisi eşi Ahmet Bektaş, keçi yetiştiriciliğiyle başladıkları üretimi zaman içinde tarım ve hayvancılığın birlikte yürütüldüğü bir sisteme dönüştürdü.

Bektaş çifti, yaklaşık 100 dönüm arazide onarıcı tarım yöntemleriyle açık tarla üretimi yapıyor, küçük seralarında yerli tohumlardan fide yetiştiriyor ve hayvancılıktan elde edilen gübreyi komposta dönüştürerek yeniden toprağa kazandırıyor.

Tarımın geleceğini toprağın canlılığında görüyor

Merve Bektaş, AA muhabirine, bir anne olarak tüm çocukların temiz ve güvenilir gıdaya ulaşmasını istediğini, sağlıklı gıdanın yalnızca belirli bir kesimin erişebileceği bir imkan olmaması için çabaladığını söyledi.

Bu amaç doğrultusunda onarıcı tarımla toprağın kendini yenileme kapasitesini destekleyecek uygulamalarla tarım yaptıklarına dikkati çeken Bektaş, "Doğaya rağmen değil de doğayla birlikte üretim yapıyoruz. Çünkü gelecek nüfusa aktarabileceğimiz en kıymetli miras aslında su kaynaklarımız, toprağımız, tohumlarımız. Bizim de burada bunu en iyi şekilde nasıl devam ettirebiliriz üzerine bir çiftlik anlayışımız var." dedi.

Bektaş, ihtiyaç odaklı ve butik bir üretim modeli benimsediklerini, bu yaklaşımın yaygınlaşmasını istediklerini kaydetti.

Sürdürülebilir tarım yaptıklarına işaret eden Bektaş, şu ifadeleri kullandı:

"Tohumumuzdan toprağın organik maddesini artırmaya, su kaynaklarını en az kullanmaktan hayvanı entegre etmeye kadar, gelecek nesillerde de bu tarımı yaparsak tarım devam edebilir, çok çok çok uzun yıllar. Aynı eskiden atalarımızdan öğrendiğimiz gibi. Çünkü bazı araştırmalar var diyor ki artık 50 hasat yılımız kaldı ne yazık ki. Topraklarımızdaki tarım bitmek üzere. Çünkü kuruttuk. Artık bazı topraklar kumlaştı, çölleşti. Ot bile çıkmıyor. Beğenmediğimiz yabani otlar bile çıkmıyor yani. O kadar öldürdük. Canlılığı öldürdük aslında. Buradaki biyoçeşitliliği öldürdük."

"Sadece doğanın ritmini okumaya çalışıyoruz"

Topraktaki bakterilerin, bitkilerin ihtiyaç duyduğu besinleri alabilecekleri forma dönüştürerek doğal bir besin döngüsü oluşturduğunun altını çizen Bektaş, şunları kaydetti:

"Ne yazık ki atalarımızın tarımı nasıl yaptığını unuttuk. Nasıl olabildiğine kimse inanmıyor ama biz buradan domates de alıyoruz, soslar da yapıyoruz, biberler de topluyoruz. Görüyorsunuz, bu mümkün ve hepimizin hakkı temiz gıdaya ulaşmak. Evet, belki kıpkırmızı olmuyor, bazen ecişli bücüşlü oluyor. Miktar olarak belki az oluyor ama vicdanımız rahat. Diyoruz ki, temiz gıda çocuklar yiyor ya, oh diyorum, mis gibi yesinler yani. Bütün çocuklar, bütün herkesin buna hakkı var."

Tarım ve hayvancılığın birbirinden bağımsız olmadığına dikkati çeken Bektaş, 10 dönüm arazide yer alan hayvanların gübresini uygun koşullarda komposta dönüştürerek, tarım arazilerinin ihtiyaç duyduğu besinleri doğal yollarla karşılamaya çalıştıklarını söyledi.

Bektaş, rejeneratif tarımın sabırlı olmayı gerektiren bir yöntem olduğuna işaret ederek, "Bizim domateslerin yaprakları yanmıyor ama bunun için kimyasal vermiyoruz. Sadece doğanın ritmini okumaya çalışıyoruz. Çok yağmur yağacak mesela. Strese girmesin bitkiler, ne yapmamız lazım? C vitamini uygulayalım, stres onlarda da bu durumlar var. Sadece okumaya çalışıyoruz, durup da böyle bunu kimyasalla nasıl çözeriz değil de bitkinin neye ihtiyacı var acaba, onu anlamaya çalışıyoruz." diye konuştu.

Tarımsal üretimin vicdani bir sorumluluk gözetilerek gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Bektaş, şöyle devam etti:

"Bir yerden gelirken bahçede bir teyze gördüm. 'Güzelmiş tarla, ne yapıyorsun, neler uyguluyorsun?' diye sordum. O da 'Sen ne iş yapıyorsun?' dedi. Ben de organik tarım yaptığımı söyledim, biraz konuştuk. Bana, 'Ben kendi torunuma buradan yedirmiyorum, evin bahçesi var, oradan yediriyorum.' dedi. Ben de 'Abla, buradan alanlar da çocukları için, kendileri için veya bir şeyler yapmak için alıyorlar. Senin çocuğun niye? Bunu anlayamıyorum. Kendi çocuğum iyi de başkasının çocuğu mu değil?' dedim."

"Gıdaya rekabet hiç yakışmıyor"

Ahmet Bektaş da tarım ilacı kullanmadan, katkısız ve koruyucusuz üretim yaparak sağlıklı ürünleri tüketiciye ulaştırmayı temel felsefe olarak benimsediklerini söyledi.

Bektaş, rekabetin gıdaya yakışmadığını belirterek, "Burada rekabet başladığı zaman, üzülerek söylüyorum, hile başlıyor. Hile direkt insan sağlığını etkilediği için bu, çok hassas olması gereken, ciddi denetimlere tabi olması gereken bir konu." dedi.

Üretimde önceliğin çok değil doğru üretim yapmak olması gerektiğini vurgulayan Bektaş, doğru üretim yöntemlerinin verimli, ticari ve manevi açıdan olumlu sonuçlar sağlayacağına inandığını sözlerine ekledi.

Haber kaynağı: haberler.com

Kaynak: Haberler.com

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…